Mesela bir bakkala girdiğimde, alacak bir şey bulamasam bile bir sakız alıp çıkarım mutlaka. Bir şey almadan çıkmak ayıptır çünkü benim için. Kim ne derse desin, öyle yani.

Bugün de telefon almaya gittim babamla beraber, Media Markt'a gittik, oradaki bir çalışan önermişti bana Samsung Star Wi-Fi'ı, ben de 'alacam' deyip babama haber vermek üzere geri dönmüştüm.

Neyse, gittik işte almak için, yalnız 450 liralık telefon, taksitle oluyor mu sana 500 lira! Başka bir yerden bakalım dedik 'neyse tamam, biz bakacaz' deyip çıktık oradan.

Aşağıda başka bir mağazadan hafıza kartı hediyesiyle peşin fiyatına 6 taksit yaptırdık, kılıf bakmak için geri yukarı çıktık. Poşet babamın elinde. 'Baba,' dedim, 'poşeti gösterme, sonra almaya karar verdik diyelim, ayıp olur' dedim. Ayıp yani gerçekten, 2 gündür kadının kafasını ütüledim 'hangisini alıcam' bilmemne diye, sonra gittim başka bir yerden aldım. Neyse, kılıf buldum, telefonun demosuyla boyunu ölçeceğim oluyor mu diye. Sen çıkıver oradan 'alıyor musun?!' diye!

Kekeledim, 'Eee, biz biraz daha beklemeye karar verdik' diye, o anda babam geldi arkamdan 'Yahu daha uygununu bulduk, aldık aşağıdan!' Önceden o da konuşmuş aynı bayanla, baya tanıdık olmuştu yani.

O an nasıl rezil olduğumu anlatsam inanamazsınız. Bayana baktım 'Ya benim öyle bir huyum vardır, bir yere gidip bir şey almadan çıkamam, ayıp olur diye öyle küçük bir yalan söyledim' dedim, 'ya olur mu öyle şey, tabii nerede uygun olursa oradan alacaksın, benim işim bu, önermek...' falan dedi de Allahtan, kızmadı yani. Ben onun yerinde olsam, tribimi atar giderim.

'Eee şey, ben kılıf bakacağıdım da...' dedim, 'Kılıflar bir kaç güne gelir, ben takip ederim, gelir bana sorarsın...Bari kılıfı benden al!' dedi gülerek. Oradan nasıl yürüyerek kaçtığımı hatırlamıyorum bile.

Hayatımda ilk, ve umarım son yalancı durumuna düştüğüm andır.


Bu da böyle bir anımdır.



'Yeni Ay' adlı saçmasapan filme giden yüzbinlerce insanı gördükçe sinirleniyorum, bu yüzden sinemalara yaklaşmıyorum bile. Arkadaşlarım gitti, Edward ve Jacob'ı görünce 'ay bebişim yaaa, çok tatlı' diye bağrışan kızlar varmış, iyi ki de gitmemişim.

Hazal Kaya, yaptığı bir röportajda 'Erkeklerin Aşk-ı Memnu izlememelerinin tek nedeni Kıvanç Tatlıtuğ'u kıskanmaları' demiş. Hayır tamam yakışıklı falan adam da, durup dururken neresini kıskanayım ben onun? Hayır dizide olağanüstü güzel bulduğum bir kadın da yok, ne kıskanaağım yani. Sadece cumhuriyet dönemi öncesinde geçen bir hikayeyi iPhone'larla günümüze uyarlamalarına kızıyorum, tepkim budur sadece yani.

Obsessed'i izledim geçen gün. Beyoncé'nin ve Ali Larter'ın oyunculukları muhteşem, ne zamandır izlemek istiyordum, güzel oldu yani. Tavsiye ediyorum.

Yalnız dikkatimi çeken bir noktayı size şeyapmak istiyorum: Ali Larter oynadığı her filmde/dizide ölüyor! Final Destination'ından tutun Heroes'da 2 kere ölmesine kadar! Ne istiyorsunuz kadından, senaryoyu bir güzel yazın ya! Obsessed'de de öldü, sinir oldum. Filmle ilgili detaylı bir yazı yazayım ben en iyisi. Sinirimi atamayacağım yoksa.

Bu kısa yazının ana konusu da şuydu: Müzik Tarihi kadar aptalca, sinir bozucu ve iğrenç bir ders daha yoktur.


Esen cullen. Ya da Esen Black mi demeliydim?!

Ne zamandır yazamıyorum, sınavlar falan.
Cesetizleri yazmış böyle yanlış okuduklarını, ben de bugün yaşadığım bir yanlış anlamamı yazmak istedim.
Arkadaşım kantine gitti:


'Bir peçete alabilir miyim mahsuru yoksa?'

dedi,

'Bir peçete alabilir miyim masturbasyon?'

anladım.


Bu da böyle bir anımdır.

Bu nasıl bir trenddir yahu? Ayı ayağı modası!

Hayır sorsan kıza ayak numaran kaç diye 'eehmm, ben otuzyedi giyiyorum aslında...' falan diye geveler ağzının içinde, ama bu botlar otuzyediyi kırküç gibi gösteriyor, bunu unutmayın! Sonra 'simsıpanç, benim ayağım büyük görünüyor' diye bana dert yanmayın yani.

Bir de bu botlar pahalıymış da ha. Millet şimdi dişinden tırnağından artırıp UGG almaya çalışacak.

Almayın lan! Neden mi? Gayet basit:

Türkiye'de moda çabuk gelir, çabuk geçer! Bir kaç ay öncesine kadar herkes Abercrombie&Fitch tişörtler ve diğer aksesuarlarından giyip giyiştirmiyor, takıp takıştırmıyor muydu? Kim inkar edebilir bunu? Ya da poşu? Kimin poşusu yoktu birkaç ay önce?

Tikican modası bunlar, yani temel ihtiyaçlarınızdan fedakarlık yapıp bunlardan almayın, en fazla bir ay giyersiniz!


Benden söylemesi.

Kafadan atmıyorum, sekizinci sınıfa giden bir tanıdığım var, feyse böyle sevgilisiyle fotoğraflar koymuş. Kız da yedinci sekizinci sınıfta falan.

Şimdi bana bir söyleyin, bu yaşlar sevgili yapmak için en uygunsuz yaşlar değil midir?

Ergenlik başlangıcı denen bir olay var bir kere. Yok, psikolojik değişimden değil, çok daha önemli bir değişimden bahsediyorum.

Anlayın işte lan, bayağı tek kaş yani gördüğüm resimdeki kız! Gidip tanıdığım şahsa kaş fetişisti (öyle bir şey var mı bilmiyorum ama) olup olmadığını sormak istedim yani, o derece. O kız bence hayatı boyunca şükretmeli yani o yaşında sevgili bulduğu için.

Tabii bu sevgili sürecinin de ergenlikle bir alakası var. 'sevgili bulmalıyım, şimdi çok moda bu yaşlarda' diye düşünen erkek ergen öncesi birey gidip gördüğü ilk ergen kıza asılır falan. Böyle şeyler bunlar. Yahu birkaç sene daha bekle, kız bir epilasyon falan şeyapsın, ne bu acele?!


Ne tuhaf bir çevrem var yahu.





(bloga ilk defa girenler için not: normalde bu kadar saçmalayan bir insan değilim, aslında saçmalıyorum ama, saçmaladıklarım genelde daha mantıklı konularda oluyor. Çevreye verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür dilerim.)


Blog Widget by LinkWithin